All Writings
August 22, 2017

Türkiye’deki Kürtlerin Gördüğü Muamele Savunulamaz

Aşağıdaki makale, İbrahim Kurtuluş tarafından yazılan, Türkiye’de ki Kürtlerin sıkıntılı durumu ile ilgili önceki yazılarımı eleştiren bir kamu mektubuna verilen cevaptır. Kurtuluş, Türk Amerikan Dernekleri Federasyonunun üyesidir. Onun mektubuna bir bağlantıyı burada bulabilirsiniz.

Türkiye’deki Kürtlerin sıkıntılı durumu ve PKK ile ard arda gelen Türk hükümetleri arasındaki 40 yıllık şiddetli çatışmaya çözüm bulma ihtiyacı göz önüne alındığında, Sayın Kurtuluş’un benim önceki makalem hakkındaki eleştirilerine cevap vermem ve Erdoğan’ın terör saltanatı altinda olan Kürtlerin yaşadıkları korkunç kötü muameleleri aydınlatmamın çok kritik önem taşıdığını düşündüm. Kurtuluş benim fikirlerimi çürütmek için aşırı derecede saçmalıklara ve sahtekarlığa başvuruyor, ama boşuna. Onun kör önyargıları ve ikiyüzlülüğü karşıt argümanlarında herkesin görebileceği gibi apaçık belli oluyor, bu arada Kürtler acı çekmeye devam ediyor ve bedel ödeyenler onlar oluyor.

Bakış açısını göz önüne koymak için, Bay Kurtuluş’u tanımlamak ve onun şüpheli davranışını vurgulamak önemli, bu onun güvenilirliği ve dürüstlüğü hakkında ciddi sorular ortaya çıkarmaktadır.

Kurtuluş, Başkan Donald Trump’ın eski ve rezil Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn ile açık bir şekilde irtibatlı olan bir adam. Flynn, Türk hükümetine ücretli hizmet veren bir kişi olarak, Washington Post’a göre “Kurtuluş’u geçtiğimiz yıl gelir kaynakları için daha spesifik olarak açıklamayı gerektiren formun bölümüne not etmedi”. Kurtuluş’un Flynn’i Türk çıkarları adına sözcü olarak finanse etmesi onu, yüksek görevde aldatıcı davranış sergileyen bir adamın suç ortağı yapar.

Kurtuluş kendisini “Türk hükümeti ile hiçbir ilgisi olmayan” biri olarak nitelendiriyor ancak onun kamuoyunundaki kaydına bakıldığında, Erdoğan’ın sadık destekçileri ile, ve hatta Erdoğan’ın aile üyeleriyle olan bağlantıları ortaya çıkıyor. Kurtuluş, Türk Cumhurbaşkanının kuzeni ve aktivist Hilal Mutlu ile kamu önünde defalarca beraber oldu. Kurtuluş, General Flynn’i Fethullah Gülen’in başarısız 15 Temmuz 2016 darbesinin arkasında olduğunu ikna etmek için Mutlu’yla olan ilişkilerini kullanıyordu.

Onun ilk iddiası benim irrasyonel olan ya “Kürt dostu, Türk düşmanı veya her ikisi” olduğumdu. Kürt davasına sempati duymam nasıl Türk halkından nefret ettiğim anlamına gelir? Aynı şekilde, Türk halkına olan saygım Kürtlere nefret ettiğim anlamına gelmez. Makalemde Türkiye’nin Güneydoğusunda devam eden şiddetten harap olmasını, ve masum Kürtler ile Türklerin ölümlerinin sorumlusu eşit bir şekilde hem PKK hem Erdoğan’ın olduğunu belirtmem benim bir tarafı diğer tarafa karşı onayladığım anlamına gelmez.

Şiddetin ölümcül döngüsünün gerçekliğini kabul etmek, Kurtuluş’un iddia ettiği gibi beni Kürtlerin adına propagandacı yapmaz. Bugünün Türkiye’sinde hiç kimse, Erdoğan’a karşı herhangi bir muhalefette bulunamaz ve bulunursa da cezasız kalmaz. Ancak şu an milyonlarca masum Türkiye vatandaşlarına acı ve ızdırap çektiren, diktatör güçler edinen ve Türkiye’nin demokrasisinin temelini ortadan kaldırmaya çalışan Erdoğan dan daha fazla eleştirilere layık kimse yok.

Türkiye-PKK çatışması uzun ve kanlı olmuştur, ve her iki taraftan binlerce kişi öldürüldüğü gibi öldürmeyi yalnızca PKK’ya atfedemeyiz. Odak noktasının daha fazla kan dökülmesini önlemeye karşı olması gerekiyor ve bu ancak iyi niyetli barış görüşmelerinin başlatılması ile gerçekleşebilir. PKK gerçekten pek çok ülke tarafından bir terör grubu olarak tanınmaktadır, ancak Kurtuluş Erdoğan’ın “terör grubu” ile müzakere ettiği gerçeğine nasıl razı olabiliyor?

Kürtlerin hapisteki lideri Abdullah Öcalan, görüşmelerin devam etmesine hazır ve istekli olduğunu defalarca belirtti, ancak barış görüşmelerini yeniden başlatmayı reddeden Erdoğan, 2015 yılında görüşmeleri aniden sona erdirdi. Aslında o zamanki kendi Başbakanı, Ahmet Davutoğlu, ülkenin menfaati adina ve istikrarlı bir gelecek için bunu yapmamasını ona söylemişti. Erdoğan ve Kurtuluş gibi insanlar ne zaman Türkiye’deki Kürt sorununun bitmesinin basitçe arzulanamayacağını anlayacaklar? Erdoğan ondan öncekiler gibi PKK ile “son isyancıyı öldürene kadar” olan savaşı kaybedecek.

Türkiye’deki Kürtlerin yaşamlarını istedikleri gibi sürdürmeleri için her hakları vardır ve halen ülkelerine sadık vatandaştırlar. Kurtuluş’a veya Erdoğan’a, Kürtlerin yaşam biçimini belirleme ve kültürel miraslarından mahrum etme hakkını veren şey nedir? Bu Türkiyeye hangi açılardan zarar verecek, özellikle Kurtuluş gibi münafıkların Türkiye’nin bir demokrasi olduğu iddiası üzerine?

Çok açık olayım ve doğrudan yazımdan alıntı yapıyorum: “Kaynağı, motivasyonu, ideolojisi ya da inancına bakılmaksızın siyasi ya da toplumsal kazançlar için acımasız bir gücü kullanan herhangi bir kişiyi ya da grubu desteklemiyorum ve kınıyorum”. Kurtuluş’un da belirttiği gibi Öcalan’ı “bir çeşit kahraman” haline getirmiyorum. Bununla birlikte, Öcalan, Türkiye’deki Kürt davasının lideri olarak kalmaya devam etmekte ve özellikle bu bölgesel çatışmayı sona erdirmek için ciddi müzakerelerde bulunma konusundaki geçmiş ve şimdiki istekliliği nedeniyle, barışçı bir anlaşmaya varılmanın en iyi yoludur.

Elbette PKK’nın bir terör grubu olarak atanması keyfi – Mandela’nın ANC 2008 yılına kadar terörist bir grup olarak listelendi ve Mandela 26 yıl hapis yattı. Bugün kim Mandela’yı terörist olarak görüyor? Yine, terör örgütünün bu bağlamda ne olduğu konusundaki görüşlerime ilişkin yukarıdaki yorumlarımı belirtmek isterim – Kurtuluşun “mantığına” göre, Erdoğan’ın PKK ile olan angajmanı onu bir terörist sempatizanı yapacaktır.

Kurtuluş, Kürtlerin karşılaştığı ayrımcılık konusundaki yorumlarımdan beni “Kürtlerin sarı yıldızlar giydiklerini iddia etmekten bir adım uzak kaldığımı” söylüyor [vurgu eklenmiştir]. Kurtuluş’u Nazi dönemi uygulamalarını düşünmeden çağrı yapmasından en sert ifadeleriyle kınıyorum, ki bu onun ne kadar cahil ve tarihi olaylarlara kör olduğunu gösteriyor.

Türkiye’de Kürtlere karşı uzun süredir ve bugün de devam eden ayrımcılık var, ve burada bunları tek tek saymak çok uzun sürecektir. Kürtçe onlarca yıldır bastırılmıştı, Kürtler tarafından işletilen okulların eğitim verme izni verilmiyordu, zorla başka yerlere yerleştiriliyorlardı- Kurtuluş’un bu iyi belgelenmiş geçmişi düşüncesizlikle değerlendirmesi şaşırtıcı.

Kurtuluş, temelsiz teröre destek iddiaları nedeniyle son zamanlarda görevlerinden uzaklaştırılan 14 bin Kürt öğretmenin sadakatini sorguluyor. Masum sivil öğretmenlerden bahsediyoruz- Kurtuluş hepsinin PKK teröristi veya bir şekilde bağlı oldukları gibi olağanüstü iddiaları yaparken, öğretmenlerin kusurlarına dair bir delil üretmiyor. Bunun yerine, Kürtlere yönelik devamlı istismar ve ayrımcılığa göz yumuyor ve binlerce esnafı katleden ve ailelerini umutsuzluğa sürüklediği için Erdoğan’a tapıyor.

Demokratik bir şekilde seçilen Kürt milletvekilleri marjinalize edildi ve partileri parlamentodan tamamen çıkarıldı. Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) artan seçim gücü, Erdoğan’ın diktatör güçler arayışında bir engel oluşturduğu için kendilerini neden hedef aldığı açık. Erdoğan bizzat utanmadan dedi ki “başarısız darbe”, Kürtlere ve baş düşmanı Fethullah Gülen’in takipçilerine özel odaklanarak, yolda duran herkesi tasfiye etme hayalini gerçekleştirmek için yakaladığı “Tanrı’dan bir armağan” oldu.

Kurtuluş, Kürt bağımsızlığını savunduğumu ileri sürdü, ki ben savunmadım. Yıllarca Kürt milletvekillerinden birçoğuyla konuştum; hiç kimse bağımsızlık aradıklarına ima etmedi ve kesinlikle Türk toprağının herhangi bir bölümünün teslim edilmesini talep etmiyorlar. Burada yine, Kurtuluş, gerçeklikle ilgisi olmayan suçlamaları yöneltmeyi seçti. Kürtlerin kendi iç meselelerini yürütmek için bazı özgürlüğe sahip olmayı istemeleri, nasıl Türk toprağının teslim edilmesi manasına dönüştürebilir? Sadece gerçeği çarpıtmak isteyen insanlar, Kürtlerin istediği şeyleri siyasi bağımsızlığa eşdeğer olarak okuyacaktır.

Tekrarlıyorum-Kürtlerin Türkiye’ye olan sadakatı ve kendi kültür ve dillerini özgürce sahip olma arzusu bir oksimoron değildir. Aslında, birbirlerini tamamlarlar, her gerçek demokratik ülkede olduğu gibi kültürel çeşitlilik, toplumsal kaynaşmayı zayıflatmaktan ziyade zenginleşir. ABD, bu gerçeği kanıtlayan örnek bir dava sunmaktadır.

Tüm yanlış beyanlarında olduğu gibi, Kurtuluş PKK’yı İŞİD ile eşit tutuyor, bu onun geriye kalan argümanı kadar absürt. Kendim dahil bütün dünya, egemen devletlerden topraklarını gasp ettikleri ve idare ettiği alanlarda acımasız bir güç kullandıkları için İŞİD’i her yönden kınadı. Türkiye’deki Kürtler hangi bakımdan İŞİD’e benziyor? Kurtuluş’un genel benzetmeleri onun genel inkarları ile tutarlı, öyle görünüyor ki aptalların kendilerini rahat hissettikleri yanılsamalardan hoşlanıyor gibi.

Hakaret mektubunun bir başka bölümünde, Kurtuluş absürt, mantığa sığmayan sonuçlara yöneliyor ve sadece onun neşeli bir şekilde tamamen absürt ve yalanlarla dolu açıklamaarı bir cevap hak etti. Ben asla “Türklerin insan ırkına ait olmadığını” söylemedim ve aslında Türk halkı için muazzam bir hayranlık duyduğumdan dolayı böyle dejenere ve ahlaksız bir ifade kullanmam. Kurtuluş basitçe benim eserlerimden bihaber olduğunu, yalanlara ve yanlış beyanlara olan bağımlılığını yeniden doğruladı.

Ermeni soykırımının inkarına girmesi, onun dayanaksız entelektüel olduğunu açıkça gösteriyor. Makalemin hiç bir yerinde Ermeni Soykırımı ile ilgi bir şey yazmadım ve Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıfladığı bu karanlık bölümü ile ilgili tarihi tartışmaya girmeyeceğim. Tek söyleyebileceğim, günümüzün yeni Türkiye Cumhuriyeti ve Türkler, atalarının günahlarından sorumlu tutulmamalılar, tıpkı aklı başında olan hiç kimse bugünkü Almanya’yı ve halkını Nazi Almanyası’nın üç kuşak önce işlediği zulümleri ile suçlamayacağı gibi.

Kurtuluş, “Türkiye’nin hala bir demokrasi” olduğunu iddia edip ve ciddiye alınmayı bekleyemez. Başarısız darbeye karıştığına dair bir delil olmadan binlerce memurun görevden atılmasına işaret edebilirim; yalnızca işlerini yaptıkları için hapisteki onlarca gazeteci; olağanüstü hal sırasında düzenlenen sahte referandum; Meclisteki Kürt üyelerini hedef almak için parlamento dokunulmazlığının kaldırılması; Erdoğan aleyhinde konuşmayı suç olarak cezalandıran yasalar; Türk yargı sisteminine kendi dostlarını yerleştirmek için temizlik yapılması; Gülen hareketiyle herhangi bir bağlantıya sahip olduklarından şüphelenilen kişilerin cadı avına; ve bunun gibi. Liste devam ediyor ve bitmek bilmiyor, ama bugün Türkiye’sinin içinde olduğu üzücü durumu gösteriyor-tamamen Erdoğan’ın kişilik kültüyle kapsanmış.

Türk Kürtlerin sadık vatandaşlar gibi özgürlük ve güvenlik hakları olduğu konusundaki tutumumu savunuyorum. Tüm Türk vatandaşlarının bu gerçekliği tanımalarının zamanı geldi ve ülkelerinin sosyal dokusunu parçalayan, 15 milyon Kürdü temel insan haklarından mahrum eden, ve devam eden ölüm ve yıkımı sona erdirmek için barış görüşmelerinin yeniden başlatılmasını talep etmeliler.

SHARE ARTICLE